Yalnızlığımın başkenti oldu İstanbul
ve nereye gitmek istesem
benimle taşındı hem şehir hem kalabalığım.
o yüzden hiç gidemedim.
03.03.2023
Yalnızlığımın başkenti oldu İstanbul
ve nereye gitmek istesem
benimle taşındı hem şehir hem kalabalığım.
o yüzden hiç gidemedim.
03.03.2023
yalan -cı bir güneşti parlayan
bir vardı, bir yoktu...
aşk kadar yakıcıydı, aşk kadar uzak
üzerine şiirler yazılırdı
kurulu düzenleri alt üst ederdi rüzgarı
hayatlar -ı yok ederdi kayboluşu
acıya alıştırırdı insanoğlunu
mahkumdur teninde yanılsamasını hisseden
21 Mart 2007
Ölümüm...
Ben susuyorum
Sen görmüyorsun
Onların umurunda değil
sözcüklerimin duvarlarında yankılandığı gözyaşı odalarımda
kayboluyorum
Kayboluşlarım fark edilmiyor.
Ay, odalarıma doğmuyor.
Ay, yüreğime dolmuyor.
Ben eriyorum...
Sen bakmıyorsun.
Gözlerin takılsa bana
yüreğim sana akacak
Kurtuluşum olacak/sın
Onlardan beklentim yok.
Şubat 2004
-I-
Sözcüklerimi yoğunlaştıramadığım zaman
gözyaşlarım birikiyor.
Suskun çığlıklar akıtıyorum
sessizliğimin boş odalarına.
Senden kaçıyorum
Onlardan kaçıyorum
Benden kaçıyorum
Kalbimi hüzün odalarıma kapatıp
boğuluyorum sözyaşlarımda
Cesedim kırmızıya dönüyor
Gözlerim içime dönüyor
Karanlık
Yalnızlık
Kırgınlık
Düşsel boyutun soğuk yazlarında üşüyor ölümüm.
Şubat 2004 Kadıköy
Ülkede 6 Şubatta yaşanan deprem hepimizi çok etkiledi. Hepimiz ülkenin yarısının birkaç dakikada nasıl yok olduğunu gördük. Gördüklerimiz doğal bir afetten çok fazlası...
Sayılardan ibaret olan canların cenazesi... cenazelerin inançlarına, ritüellerine uygun değil de alelade, rastgele defnedilmesi (keyfi bir durum değil bu elbet. felaket ne kadar büyük bir boyutta ki yetişilememiş. Çoğunun kimliği bile tespit edilememiş.).... parçalanmış bedenler... yakınlarının cenazelerini bile bulamayanlar.. Kaybolan insanlar. kaybolan çocuklar. o çocukların yaşadıkları.. o çocukların korkuları...
Ooooff bunların hepsi zaten travmatik değilmiş gibi afet sonrası yaşanılanlar. Sıralamak bile istemiyorum burada.
Biz ne ara bu kadar korkunç olduk?
99 depreminde de duyduklarımızı yine duyduk, fark: artık bir sosyal medya olduğu için daha çok kişiden daha çok şey duyuyoruz.
Günlerdir kontrolü elimden bırakmamaya çalışıyorum, yaşanılanların korkunçluğunun farkında olmama rağmen dehşete kapılmamaya çalışıyorum. İkizlere yaşanılanları süzgeçten geçirip söyledik, izlettik. Bilsinler neden normal olmadığımızı, neden normal olmamamız gerektiğini.
Yas tutmamız gerektiğini ama o anda takılı kalmayıp önce kendimizi sonra çevremizi bilinçlendirmeye çalışmamız gerektiğini. Dayanışma ile oradakilere faydalı olabileceğimizi, elimizden ne geliyorsa yapmamız gerektiğini...
Anne bizim evimiz güvenli mi diye sorduklarında ne diyeceğimi bilemedim, onları korkutmamaya çalışarak açıkladım. Güvenli olduğunu düşünüyoruz ama olası bir yıkım anında neler yapmamız gerektiğini vs vs vs
Bunları onlarla konuşmak da bana korkunç geliyor. Doğru kelimeleri seçmek, onları korkutmamak, bilinçlendirmek için elimden geleni yapıyorum.
Ama itiraf ediyorum çok korkuyorum. Depremlerden değil sonrasından korkuyorum.
Sonrasında çocuklarıma yetişememekten korkuyorum. Onları koruyamamaktan korkuyorum.
Bana bir şey olursa onlara ne olacak diye korkuyorum. Söylemeye bile korktuğum o korkunç şeyleri... insanların günlerdir yaşadıkları şeyleri yaşamaktan korkuyorum.
Sağlıklı değil ve bu bir girdap farkındayım. Bir süre sonra bu anki gibi hissetmeyeceğim onun da farkındayım.
ama şu an elimde değil, yapamıyorum.
Kütüğüne kayıtlıların kalp sızıları ilee ters orantılıdır adı Günyüzü'nün. Boz, buruk, yorgun taşlarını kırıp Yeni betonlar diktiler...