17 Ekim 2019 Perşembe

şiirimsi


               


               Ay seni hatırlatır bana  
                    Fenerbahçe parkını
                                       yıldızları
                                            gölgemizi
                              gecenin ayazına karışan nefesimizi
                                   Ay bizi hatırlatır bana
                                         O yüzden sevmem ben dolunayı 

                                                                       17.10.2019


11 Ekim 2019 Cuma

yansı kadın




Beşiktaş-Kadıköy vapurunda bir kadın…
Saçlarının kırmızısı soluk,
yüzü beyaz, yılların yorgunluğu bakışlarına sinmiş.
Geçti oturdu karşıma
(Ne kadar da anneme benziyor.)
Ben ona bakıyorum, o bana bakıyor (çaktırmadan)
Elleri beyaz, yorgun, lekelenmiş.
Gözleri kaygı dolu, ürkek…
Bacak bacak üstüne atışı aynı annem
Omzunda yaşanmışlığın izleri…
Kadın kırgın, durgun, alımlı…
Vapur Kadıköy’e yanaşmış.
Kadın öylece duruyor, geçen zamana inat.
Son kez bakıyorum kadına, kaçamak
Vapurun camında rastlıyorum bana.
yüzüm/ruhum karışmış .

                                                 1 Nisan 2011


9 Ekim 2019 Çarşamba

Hani Olur ya Bazen....



hani olur ya bazen, kaçarsın her şeyden
hani olur ya bazen, şarkı biter aniden
işte böyle günlerde, hep uyumak istediğinde
tam da böyle günlerde; umudu büyüt içinde... (radikal noise)



Benim de kulaklarımda günün sesi; elim, ayağım rutin işler meşguliyetindeyken telefonum çaldı. Numara telefonumda kayıtlı olmasına rağmen isim çıkmamıştı. Teknolojinin akıl erdiremediğim noktalarından biridir bu da. Akıllı telefon aptallaşıverir(iki ayrı yerde kayıtlı diye ismi çıkaramaz ekrana) 7-8 yıl ara verilmiş bir arkadaşlığın kırgınlığında dile gelir sanki teknoloji; intikam alır gibi karşıdaki sesten. "Sen çekip gidersen hayatımdan silerim numaranı." imajı verir. Allah'tan karşıdaki ses de teknolojinin bu yalancı çıkarmışlıklarına aşinadır da uzatmaz bozuntusunu ama sen ;
"Telefonun kayıtlıydı ama hayret sen yaşıyor muydun?" diye surata buz gibi çarpan bir soruyla devam edersin acıtıcı konuşmaya. Kırgınlığını dile getirmeye yetmeyecektir aslında hatta üzüleceksindir onu üzdüğün için ama "Olsun."dur, sen çok üzülmüşsündür ya...

Elli dört dakikalık özet geçilmiştir ama tüm detayları anlatılmak istenir aslında onca yılın. Neler olmamıştır ki onca zaman; iki ayrı hikaye içinde kaç farklı hikaye yaşanmıştır kim bilir? Konuşmaya başladığında bilinçsizce içinde olduğun can acıtma arzusu konuşma ilerledikçe farkında olmaksızın yumuşar, yerini dün Kadıköy'de buluşmuşsun da bugün aklına dün atladığın, anlatmayı unuttuğun bir şeyi aktarmak için aramışsın hissi uyandırır karşı seste. Sen de o aynı hisle konuşursun; kayıp senelere hayıflanan kalbin ısınıverir birden. Ne güzel arkadaşlarım vardı benim, dersin. Ne kırgınlık kalır ne kızgınlık. Yeni neslin cesaretinden; bizim gibilerin sıkışıp kalmışlığından, esaretinden... söz ederken görüşmeyeli içinden çıkılmaz an'ların, durumların kölesi olduğunu söyleyen karşı sese destek olurken bulursun kendini; kendin sanki; kendini aşmışsın, içinden çıkılmaz durumlardan çıkmışsın da onun da ruhunu azad etmesi ikin telkinler dile getirirken bulursun kendini.

"Sekiz yıldır komadaydım, yeni uyandım say." dediğinde ise yalnız olmadığını hissedersin. Bizim gibilerin tutunamayışının normal olduğunu düşünürsün. Yargılamayı bırakıp affedersin birden. Kendini de karşı sesi de özgür bırakırsın. Diline eski bir şarkı dolanır telefonu kapattığında.

Hemen o şarkıyı açarsın, yüksek ses, peş peşe, defalarca, içine içine dinlersin, iki üç satırın yazılası gelmiştir. Tadı damağında kalmış dostluk satırlarıdır bunlar. Bir daha aramayacak/aranmayacak olsan da sözleşilmiştir ya beklersin. Söz verdiği saatte arasın istersin.

Not: Şarkının karşı sesle falan hiç alakası yoktur. Umut barındırır sadece. Eskiden çok dinlenirdi ve şimdi umut aşılarken hem iç sesine hem karşı sese tam da yeridir dersin bu şarkının.


şarkının linki aşağıda


https://www.youtube.com/watch?v=oMbJGqzc5us







3 Ekim 2019 Perşembe

dilenci




İki nefes çektim
seni diledim
beni gözlerine götüren bir trendim
yollar(d)a di(n)lendim
özlemlerimi vagonlarımda biriktirdiğimde
                kendimi senime yasak ettim
rayların yıpranmış demirlerinde
dilendim,söylendim
bir köşeye çekilip di(n)lendim.
                31.01.2011

2 Ekim 2019 Çarşamba

Nereliyim?


Güne her zamankinden erken başladım.
Karşıya geçmem gerekiyordu, arabayı Kadıköy'e bırakıp vapurla geçmişim iyi ki. Hem trafik derdinden kurtuldum hem de vapur yolculuğu iyi geldi. Deniz, sabah serinliği, gözümü alan güneş... öyle keyifliydi ki... Bu keyifle düşünceler arasında dolaşmak başka oluyor.
Sabah arabada dinlediğim radyoda "Nerelisiniz?" diyordu.
Nereliydim ben?
Ankara/ Polatlı doğumluyum ama ne Polatlı'yı bilirim ne Ankara'yı. Gitmişliğim var ama birkaç kez gitmekle oralı olunmaz ki...
Altı yaşımda Bursa'ya taşınmışız. Gölyazı'ya. Orada öğretmendi annem, babam. Bursa'yı da çok bilemedim ben çünkü çocuk şuuru/şuursuzluğu ile geçen sekiz yılın ardından Kütahya Anadolu Öğretmen Lisesini kazandım. Hayır Anadolu Lisesi değil, Anadolu Öğretmen Lisesi. Ne fark eder derseniz çok fark var. Eğitim bilimleri dersleri gördük biz diğer liselerden farklı olarak. Hoş şimdi ne o dersler var ne de öğretmen liseleri. Kendimi ait hissetmeye çok yakındım okuluma ama hiç oralı olmadığım tek yer Kütahya'dır. Çok insan tanıdım, çoook insan sevdim ve hayatımın en önemli noktalarına taşıdım o insanları Kütahya'da ama hiç oralı olamadım. Yatılı okulun gri duvarları, Kütahya'nın ayazı engeldi belki oraya ait olmama.
Sonra İstanbul...
Aşık olunan, aşıklara şahit, aşkın ta kendisi olan şehir... 1999 yazında gelip de gördüm ya Kadıköy meydanında yürüdüm ya yattım, kalktım üniversitede burayı kazanayım, diye dua ettim. "Hayırlısı olsun." dediler bana hep. "Hakkımda hayırlısı İstanbul olsun. " dedim. Kaderim İstanbul'a /İstanbul'da yazılsın istedim. Allah gönlüme göre verdi. dört yıllık açık cezaevim Kütahya sonrası özgürlükler şehri, özgür şehir İsatanbul'a transfer oldum. Üniversite beş yıl ve sonrası... hâlâ İstanbul.
Burada kendimi bulduğumu düşünüyorum. Bu şehir öyle bir şehir ki şeytana pabucunu ters giydirir. Ya yönünü kaybeder kaybolursun ya da sen, sen olduğunu kavrar, oturursun.
O yıllarda bana nerelisin diye sorduklarında "İstanbulluyum." derdim.
İstanbul'um derdim. Çünkü İstanbul da benim gibi çok şehirliydi, kalabalıktı, karmaşıktı, rengarenk, eğlenceli ve bir o kadar da hüzünlüydü. Ama en çok yalnızdı. İstanbul'dum ben, teşbihte hata var mıydı? Varsa da umrumda mıydı?
Son beş yıldır ise İstanbul'a da ait hissetmiyorum.
Nüfusum Eskişehir'e kayıtlıydı evlenene kadar; Eskişehir'i de bilmem ki ben. Akraba ziyaretleri dışında sokaklarında kaybolmuşluğum, atmosferinde yorulmuşluğum, yoğrulmuşluğum yok mesela.
Evlendim, bu kez kütüğüm Ankara'nın hiç bilmediğim bir köşesine uçtu. Orayı  ne gördüm ne de oraya gittim.
Vapurdan indim, karşıda işlerimi hallettim, Kadıköy' dönüp arabamı aldım, eve geldim.
Çoktan unuttum nihayete erdiremediğim "Nereliyim?" düşüncesini.
Ben hiçbir yerliyim epeydir. Peki siz nerelisiniz, hiç düşündünüz mü?




en çok okunan

Günyüzü

 Kütüğüne kayıtlıların  kalp sızıları ilee ters orantılıdır  adı Günyüzü'nün.  Boz, buruk, yorgun taşlarını kırıp Yeni betonlar diktiler...